Install this theme
KTL

Korkum bu bu şehir beni 
Daha da yer yedi sekizden önce 
On yirmi kırk elli daha çok sekizden önce 
Bir kuru yer bu yağmur 
Hâlâ aramasındayım

Parayı atıyorum bardağım doluyor 
Nah doldu her şey otomatik yavru 
Gelir avuntusunda çekçek arabasındayım

Bilsem bir Buridan’ın eşşeği 
İki zaman- -farkı ne peki saman

Hangisi daha iyi ölüp gidiyorum yahu

Tekil çoğul k t l güzel ya farkı ne İkin ara bu dünya etin itin yağması

Sonra dokuz üçün kaçı biri ya da fazlası 
Sekiz sakız biz yokuz sülük salak sinekler 
Yedi iklim dört köşe 
Hani yani isterse arayan bulsun beni 
Yedi matinasındayım.

image

http://arsiv.mevsimsiz.net/y-1190/Behcet_Necatigilin_Katli/

Albert Einstein in fuzzy slippers, c. 1950s

Albert Einstein in fuzzy slippers, c. 1950s

kara çocuk

olmaz

olmaz böyle dağılmak

sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin

bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin

yok, değil bu benim bildiğim dağılmak, kırılmak, ağrımak başka

dünya adaletsiz

dünya zorba

belki eşitleniriz birgün kanla

Beni ancak bir ağaç anlar

hayatımın yası

solan mevsimim

içimdeki mıh

kalbimdeki har


adağımdır;

kırılan boynum senindir,

al.


bu bendeki kağıt kesiği

bu bendeki gün batımı

açmayan çiçek

küskün çocuklar

ve göğün bütün yağmurları

hatıramdır

al


şimdi yetim bir dünyadır

denizini özleyen martılar

kök saldım yokluğuna

beni ancak bir ağaç anlar


hasretle nasıl başa çıkar ağaçlar

ya denizler?

nasıl ağlar?

ah bu bendeki sonbahar

bu bendeki kırık dal

kanımda solan kırmızı

kirpiklerimde kar


hasretindir yar


hiç olmazsa rüyalarda sar.

Nisuaz partileri
Nisuaz, bugün Ayhan Işık Sokağı olan Kuloğlu Sokak’la İstiklal Caddesi’nin köşesindeydi. Şimdiki Garanti Bankası’nın yerinde. Devrin tüm edebiyatçılarının uğradığ bir pastane olarak edebiyat tarihinde özel bir yer edinmiş. Büyük bir mekâna sahip olan pastane, altı ahşap üstü cam bir paravanla ikiye ayrılmış. Duvarlarının yarısı ahşapla kaplıymış ve ön salonda dörder kişilik masalar bulunurmuş. Çok geniş ve yüksek olan vitrin camı, pastaneyi sokağa yaklaştırır, başka deyişle Nisuaz’da oturanlar kendilerini İstiklal’de oturur zannedermiş. Nisuaz Pastanesi’nin sahibi Niko Kiriçis gibi tüm çalışanları da Rum’muş.

Şairlerin, yazarların ve daha pek çok sanatçının anılarında özel bir yere sahip olan Nisuaz, özellikle cumartesileri düzenlenen toplantılarla, her hafta yeni bir edebiyat ve sanat matinesine ev sahipliği yaparmış. Sait Faik, Orhan Veli’ye gönderdiği 14 Mart 1941 tarihli mektubunda

“Burada eski tas eski hamam. Cumartesi günleri Nisuaz’da üdeba toplanır. Kararlar verilir. Ben ise bir birahane köşesi bulur üdeba meclislerinin, ediplerin, kötü şairlerin dinlerini sikerim, bira içerim.” diye bahsediyor bu toplantılardan; ancak aynı olaya Salâh Birsel’in bakışı biraz farklı:


“Cumartesileri Nisuaz’ın arkası tam bir edebiyat fakültesine dönüşür. O gün oraya edebiyatçılardan başka profesörler de dolar. 20 yıllarını Nisuaz’ı kurtarmaya vermişlerdir. Onlar burada ta 1930’lardan beri toplanırlar… Doğrusunda, bir insanın tek bir kahveye 20 yıl kapılanması az şey değildir. Onun için cumartesi toplantısına gelenleri isterseniz ayakta alkışlayalım. İşte en önde Sabri Esat Siyavuşgil. Onun arkasında her konuda yazan Hilmi Ziya Ülken. Onun arkasında Nisuaz Edebiyat Fakültesi Dekanı Mustafa Şekip Tunç. Onun arkasında yere basmadan yürüyen Vehbi Eralp. Onun arkasında yüreğine odlar düşmüş Bayan Semlin. Onun arkasında Kırtipil adıyla ün salmış Ahmet Hamdi Tanpınar. Onun arkasında, yine ayakta ve hep birlikte alkışlayalım tarihçiler tarihçisi Emin Ali Çavlı. Onun arkasında 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’nin yenileştirilmesinde hidrojen gibi açığa çıkan İktisat Profesörü Münir Serim.”


1940’lı yıllarda Cahit Tanyol, Nisuaz’ın müdavimlerini şöyle sıralıyor: “Sait Faik, Edip Ayel, Cavit Yamaç, Gavsi Ozansoy, Celâl Sılay, Suphi Taşkın, Hasan Tanrıkut, Alaattin Hakgüder, Arif Dino, Sabahattin Kudret, Hasan İzzettin Dinamo, Celalettin Ezine, Asaf Hâlet Çelebi, Hüsamettin Bozok, Lütfü Erişçil, Yaşar Çimen, Şakir Sırmalı, Vecdi Bürün. Arada sırada Orhon Murat Arıburnu da gelirdi.”

Faik Baysal da Nisuaz’ın müdavimlerinden olmuş; onun anlattıkları Nisuaz’ın şair ve yazarlar için ne denli önemli bir yer olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor:

“1945-1955 arası edebiyatın altın yıllarıydı. Gazeteler edebiyat ekleri yayımlamaya başladı. O yıllarda Nisuaz sanatçıların toplandığı yerlerdendi. Ben Abidin Dino’yu, Arif Dino’yu, Celalettin Ezine’yi, Mustafa Şekip Tunç’u burada tanıdım. Sait Faik de çok sık gelirdi. 

Bir dostumuz vardı. Suavi Koçer. Çok iyi adamdı tam şiirkolikti. Sayfalarca şiir yazar ve mutlaka okumak isterdi. Nisuaz’da otururken bir de baktım Sait Faik’le ona şiir okumaya çalışan Suavi Koçer içeri girdi. Bir ağız dalaşıdır başladı. Sait öfkeliydi. Suavi okumaya devam ediyor. Sait, birden ‘Zorla mı ulan dinlemeyeceğim’ diye bağırmaya başladı. Suavi, kendinden geçmiş şiirini okumaya devam ediyor. Bir yandan da ‘Dur birazdan bitecek’ diyor. Sait daha da sinirlenerek Suavi’ye yumruk patlattı, Selmin Evrim onları ayırdı. Niko, ‘Polis, polis’ diye bağırmaya başladı. Neyse araya girildi ve kavga yatıştı, Sait de çıkıp gitti.


Birkaç gün sonra Sait ile Suavi kol kola girmiş Beyoğlu’nda dolaşıyorlardı. Suavi yine şiir okuyor. O gece, Sait yine Nisuaz’a uğradı. ‘Oh be bitirdi’ dedi, ‘Neyi bitirdi?’ deyince bana dönüp ‘Şiirini bitirdi, okudu bitti’ dedi. Ben de sordum ‘Sen de ne diye dinliyorsun?’ ‘Dinlemeyip de ne yapayım adaşım? Adamın kanında şiir virüsü dolaşıyor, yazdıklarını okumazsa ölecek gibi geliyor bana. Ben de bir şairin ölmesine razı olmam ölecek o kadar adam varken.’ dedi.”


Kapının girişinde bir masa hep boş dururmuş, gelip oturan olursa, garson gelip “Oraya oturamazsınız, orası Arif Dino’nun yeri” diyerek geleni kaldırırmış. Gerçekten kısa süre sonra başında fötr şapkası, pardösülü biri çıkagelir, kâğıt kalemi masaya koyup otururmuş. İşte tam bu anda, Nisuaz’ı sessizlik kaplarmış. Çünkü Arif Dino şiir yazmaktaymış. Bu derin sessizliğin şiire saygıdan olduğunu düşünmek doğru olmayabilir; Arif Dino’nun boyunun 1.90, ağırlığının da 130 kilo geldiği düşünülürse sessizliğin en büyük nedeni bu olsa gerek. Hem Arif Dino’nun çok iyi bir boksör olduğunu bilmeyen de yokmuş Nisuaz’da.


Vehbi Eralp 15 Kasım 1941 Cumartesi günü Yahya Kemal’le gelmiş Nisuaz’a. Hüsamettin Bozok, Ömer Faruk Toprak, Yahya Kemal ve Vehbi Eralp sohbete girişmişler. Orhan Seyfi ve Yusuf Ziya’nın şiirlerini kötüleyen Yahya Kemal konuşmasına şöyle devam etmiş:


“Ben bu Mithat Cemal’i gördüğüm zaman, bu adam ya noter olur ya da balkabağı demiştim. İkisi birden oldu.”